Sebebi, EGO!

Bazen sizin açınızdan hiç gereği ama gerçekten hiç bir gereği yokken sınırsız bir hoşgörü, alttan alma sergilersiniz.

Susmak eylemi, bizim ülkemizin çoğu insanında hatır ile başlıyor zaten.
Aslında bu, kurtarış için gerekli bir hal almış durumda. Anı kurtarmak, günü kurtarmak yada olası bir karmaşayı…

Aslında tanıdığımız o hoşgörü, ‘ben iyi niyetli bir insanım seninde öyle olduğuna inanıyorum’ duruşudur.
Ama gel gör ki bu duruşa uzanan el sayısı sayılamayacak kadar azaldı.

Sebebi; EGO!

ego-nedir

Ego dediğimiz şey nasıl oluyor da aslında içinde iyilik olan birini bu denli ele geçiriyor, peki bu ele geçirilmiş kişi nasıl durumun farkında olmadan hala egosu ile yolculuk ediyor?

Kimi demek ki gerçekten benimsiyor. Bu benim diyor, parçam diyor ve yürüyor.

Bazen insanın, yüzünü gördüğü aynada içini de görsün istiyorum. Seninde böyle düşündüğün oluyordur. Hani nasıl oluyor da hem bu kadar bencil, hem bu kadar ego sahibi, hemde düşüncesiz olmayı başarıyorlar işte o aynadan seyretmek istiyorum.

Hep ben ben ben…
Hayır niye hep sen!

Ego; kelime olarak ben ve benlik anlamını içeriyor da ondan!
İşte sen bunu gördüğün halde hala koşar adım gidiyorsan sınır ihlali yaptın demektir. O dakikadan sonra içine düştüğün kuyu da boğulmaya başlarsın. Çünkü bir kere girdin sınırdan, çekeceksin!

Ha çekmeyeni var, oda tak dediği anda vazgeçiyor ama egolu çoktan farketmiştir durumu. Yüklenir de yüklenir. Sen ol yada olma, kal yada kalma. Umursamaz, ama seni acıtan bir şeyler mutlaka oluyor.

Çünkü o sınırdan girdiğinde de hala inanıyordun, hatta kendini inandırmaya çalışıyordun.

> Hayır, tabi ki o da iyi niyetli !

Çoğu kişi de kabul etmez. Hayır ne alakası var, o hiç öyle bir şey yapar mı?

Kesin sorun sende!

Değil işte değil. Niye bu paydayı tamamen sen üstlenesin. Biz de nedense körü körüne bağlanma var, sapkınlık gibi. Görüyorsun adam basbas bağırıyor, seni umursamıyorum diye. Peki sendeki bendeki bizdeki bu ısrar niye? Vazgeç arkadaş, vazgeç işte. Hayır demesini öğren. Hayır; bir ayrılık, bir kestirip atma yada bir çatışma değildir. Seninde düşüncelerinin, direnişinin olduğunun kanıtıdır. Bunu kötü anlayacak insana el salla çünkü onun benliğinden çok daha kıymetli bir şey var. ‘Kendin!’

Uzmanlar anlatıyor, diyor ki;

‘’Ben ve benlik unsuru, hastalıklı bir davranış. Bu unsur söz konusu olduğunda; yok sayma, kıskançlık, kavga, ani çıkışlar, inatla kabullenmeme, kibir, öfke ve korku ortaya çıkar.’’

Ama yine gel hör ki, bir Allah’ın kulu da bunu kabul etmez. Ne var, bende etmem. Çünkü kavga varsa kesin nedeni vardır!

kavga

Hayır ya, hayır işte. Anlatılan, olan bu değil. Bu kadar basit değil.

Yapı olarak sinirli insansındır, ve bunu biliyor kabul ediyorsundur. Dolayısı ile tartışma esnasında bağırman, sinirlenmen kaçınılmaz. Yada bir şeye kırılmışsındır alınırsın, o an kendini ifade etmek için çıkışırsın. Bak bu insanlık hali.

Ama sen, kendine davranışlarına bakmadan bir başkasını yargılayıp her koşulda ‘ben haklıyım’ diyorsan, orda bir dur arkadaşım.
İnatla savunduğun görüşlerini diretme, karşındakinin de haklı olabileceğini düşün.

Birisine bu haksız davranışını söylemeye çekinir olduk. Önceden ‘dost acı söyler’ ata sözünü kaldırabilen bir kitle vardı, şimdiler de maalesef sen ile başlayan cümleler kurulamıyor.
Çünkü işaret parmağını doğrultup suçlar gibi algılamaya kurulmuş insanlık.
Çünkü ego dediğimiz şey, insanı öyle bir bağlıyor ki, karşı bir ses duymak istemiyor. Öyle durumlarda kendini ispat etme güdüsü ile korku devreye gidiyor. Kendini başkaları üzerinden rahatlatmaya çalışıyor ve öfkeye merhaba demiş oluyor.

Sonrasında ne mi oluyor?
Başlıyor senin enerjini, iyi niyetini, hoşgörünü emmeye. İletişim yollarını kapatıyor çünkü tek ses kendisi artık. Haksız haklılıklar da böyle kazanılmaya başlamış oluyor.
Sen eğer bir boşlukta kendini çekersen, işte o zaman vay haline.
Ego kalıyor yalnız, ne yapacak sataşacak beslenecek bir şey kalmamış. Yığıyor bütün hataları, sorunları senin üstüne ve asla kabullenmiyor aslında bunların kendi içinde olduğunu. Kabul edeni de henüz görülmedi.

Bekleme de zaten, canını da acıtmasın.
Çünkü biz, değer verdiğimiz şeyin hep yanımızda kalmasını isteriz ama karşındaki bunu istemiyorsa zorlamanın alemi yok.
Ben böyleyim diye kabul ettirme şekli de yok. Karşındakinin nasıl ki seni öyle benimsemesini bekliyorsan, onunda insani değerlerinin, duygularının olduğunu unutma.

Hep sen, hep sen yok!
Çünkü karşı taraf elinden gelen çabayı gösterip bir anda o sınırdan çıkmışsa bil ki; senin tarafında onu o sınırdan çıkartan bir şeyler olmuştur.

ego

Eğer sen;
Geçmişin ve geleceğin arasında bir benlik sorunu yaşamıyorsan bir sorun oluştuğunda bunu sakinlikle karşılar durulmasını beklersin. Sakin karşılayamıyorsan en azından bir süre sessiz kalmayı dene. İşte bu girişte de yazdığım hoşgörü, iyi niyet, bir el uzatma biçimi oluyor.
Bunu da yanlış anlayıp çekişme, kıyaslama yada duello gibi duruma getirdiğinde, hiç arkana bakma uzaklaş. Yapacağın en iyi şey; sessizlik…
Bu süreç herkes için fırsattır, niyetler de gün yüzüne çıkar. Anlar, anlamaz bunun kesinliği yoktur ama unutma bize sadece hükmedebilen niyetlerdir.

Diyeceğim şu ki;

Ben yerine sen diyebilmeyi,
Hiç bir şey sahibi olmadığımızı kabul edip sadece niyetlerimizi önemseyebilmeyi,
Var olan insanlarımızı gözden çıkarmak yerine onlara sarılabilmeyi,
İnsani ilişkilerde samimiyeti kaybetmemeyi,
Onunda vardır elbet haklılıkları diyerek dinleyebilmeyi,
Birilerini iyikilerin arasında çoğaltabilmeyi,
Ve birilerinin iyikilerinde olmabilmeyi başaralım. Başaralım ki, niyetimiz eyleme dönüşsün.

İnan insanların, dünyanın, geleceğin egoya değil bu saydıklarıma ihtiyacı var.

Şimdi; sadece bir an…
Sarılırken kucaklaşmanın verdiği o büyüklüğü hisset ve yer aç içinde, çoğalt görmezden geldiğin ne varsa…
Cömert sev, çünkü emin ol herkes hakeder bunu.

iyi niyet

Şeker tadında kal, ağız tadıyla…

Bir cevap yazın

4 × 5 =